Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Said Nursî 'nin hayatı, söyledikleri ve eserlerinden yola çıkılarak birçok mesele ortaya atılmış ve tartışılmıştır.
Takipçileri tarafından Nursi'nin eserlerinde yer verdiği konuların ve yaklaşımların dini kıymetinin çok yüksek olduğu, büyük ölçüde alegoriler ile işlendiği, İslam ve Kuran ile ilgili mesajlar verdiği ve inançsızlık ile savaştığı savunulurken, aksi fikir beyan edenlerce eserlerinin dini kıymetinin olmadığı hatta Kuran'a aykırı ve sapkınca olduğunu yazılır.
Tefsir için ilminin yeterli olması bir yana tahsilinin bile olmadığı karşıtlarınca örnek verilir. Çoğunlukla Nur cemaatleri mensupları veya fikirlerine sempati duyan kişiler, hafızasının çok yüksek olduğunu, zeki olduğunu ve çok hızlı öğrendiğini ve bu sebeple kısa bir tahsil görmesine rağmen değerli eserler verebildiğini savunurlar.
Tahsili
Said Nursi, ömrü boyunca toplam 3 ay eğitim gördüğü ve daha fazlasına ihtiyaç duymadığını açıklamıştır. Eserlerinden Türkçe'ye de tam hakim olmadığı bilinen Nursi'nin, 3 aylık kesintili tahsil süresinde Arapça'ya da layıkıyle hakim olamayacağı ve bu haliyle İslam ile ilgili risale yazamayacağı ve Risalelerinin Kuran tefsiri olarak gösterilemeyeceği savunulur.
Osmanlı devletinin eski Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, "Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye" (Türkçe:Kürd Said'in Mezhebi Hakkında Reddiye Armağanı) isimli yazısında Said Nursi'den bahsederken tahsilinin olmadığını belirtir. Said Nursi ile Cemiyet-i Müderrisin derneğinde birlikte mesaisi olan Mustafa Sabri, Nursi'yi okuması olan fakat yazmayı bilmeyen, Nakşibendi tarikatına mensup, Kürt kökenli ve Türkçeyi tam anlamıyla konuşmayı öğrenememiş ve hayatı hapishanelerde geçmiş biri olarak anlatır.
Askerlik ve Harp
Askerlik ve harp hakkında söyledikleri, bağlılarını askerlik görevi yapmamaları yönünde teşvik etmesi olarak gösterilmiştir.
1926 yılında Mussolini Türkiye topraklarında hak iddia eden açıklama yaptığında Türkiye seferberlik kararı alır. İtalya yeni bir savaş başlatmayı göze alamaz. Said-i Nursi 1927 yılında Barla'da sürgündeyken yazdığı Barla Lahikasında harbe girilmesine karşı olduğunu açıklar ve gerekirse kendisiyle birlikte gözaltında tutulan 45 talebesini askerlikten kurtarmak için 1000'er lira verebileceğini yazar. Kendisinin ve talebelerinin Kuran hizmetlerinin ve çalışmalarının sekteye uğramamasının daha önemli olduğunu açıklar.
Karşıtları tarafından bu sözü askerlik vazifesine muhalefet etme olarak duyurulurken, takipçileri, 1916-1917'de Rus Cephesinde savaşmasını ve esir edilmesini göstererek bu söylediklerinin askerlikten soğutma amacıyla söylenmemiş olduğunu savunurlar.
Deccal ve Süfyan
Risalelerin birçok yerinde bir isim vermeden Deccal ve Sufyandan bahseder. Daha sonra Emirdağ Lahikası'nda 20 sene evvelki bir yazısında kastettiği kişinin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu açıklamıştı.
İlgili sözleri
Söyledikleri
Dördüncü cihet ve sebep: Büyük Deccalın, ispritizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalının dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ, rivayetlerde "Deccalın bir gözü kördür" diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.
Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler.
Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve talihli ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur-u iman ve Kur'ân ışığıyla hakikat-ı hali göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır.
Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis - i Şerif'in ihbariyle Kur'an'a zararlı bir adam çıkacak demiştim.
Sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi.
Allahu a'lem bissavab, bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah ihtida eder; daha herkes-yalnız istemeyerek-onu giymekle kâfir olmaz.
Ezcümle: Yirmi sene evvel, bir rivayete binâen demiştim: "Dehşetli Süfyan İstanbul'da ölecek. Dikilitaş'ta şeytan bağıracak ve dünyaya işittirecek, yani radyo ile, öldü diye ilan edilecek."
şöyle ki: Hadiste "O süfyan bir su içecek, eli delinecek" denilmiş. Yani bir çeşit su olan rakıyı su gibi çok içecek ve o sebepten batnı su tulumbası gibi olacak ve o su hastalığı yüzünden zulüm ve hile ile topladığı milyonlar mal su gibi elinden akacak, ecnebi doktorların boğazına girecek.
Mehdi ve İsa
Bazı Hadis ve rivayetleri yorumlar ve bir Mehdi'nin gelip Süfyan komitesini yıkacağını ve sonra da İslamiyeti İsevilikle birleştireceğini nihayetinde Müslüman İsevilerin Deccal komitesindekileri öldüreceği yazar. Müslüman İseviler tabiri eleştirilmektedir.
İşaratul İcaz isimli eserinde Kuranın, Hristiyanlara dinlerini tamamen terketmeleri şartını bildirmediğini savunması bir kesim muhafazakar yazarın eleştirisine sebep olmuştur.
İlgili sözleri
Söyledikleri
Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek, yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdî cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak.
Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîrüzeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak, beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.
Şu mühim sır pek uzundur. Başka yerlerde bir nebze bahsettiğimizden, burada bu kısa işaretle iktifâ ediyoruz.
İlhamla kendisine bildirilmesi
Said Nursi, Nur Risaleleri'ni ilim, bilgi ve akıl ile değil ilhâm ile yazdığını açıklar. Bu ilhamı doğrudan Allah'tan altığını iddia eder. Dini çevreler bugüne kadar yazılmış Kuran tefsirlerinin ilhamla değil akılla yazıldığını söylerler, ilhamla sadece Allahtan peygamberlere vahiy geldiğini vurgularlar.
Batınî tarzda Kuran tefsiri
Kurana batınî(gizli, bilinmeyen) yorumlar getirirken bu yorumlamalarında "mâna-yı işarî, mâna-yı remzî, işareten, remzen, imaen,..." kendisinden, talebelerinden, risalelerinden söz edildiğini iddia etmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Nurculuk Hakkında adlı eserde Said-i Nursi'nin Kuran'a gerçek anlamından farklı (batınî) anlamlar yüklenmeye çalışılması şu ifadelerle tenkit edilmiştir:
Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı
Kur'an-ı Kerim'in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin iddia edildiği
Diyanetin kitabı, Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde 2000 yılında Fethullah Gülen aleyhinde açtığı davanın iddianamesinde yer almıştır.
Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu'nun 20 Eylül 1965 tarihindeki Nur Risalele'lerinin dağıtılmasını ve propaganda edilmesini yasakladığı gerekçeli kararda şu ifadeler yer almıştır:
Samimi İslâm inanışının reddettiği tevafuklar, cifir, ebced hesaplariyle, hurifîlik usûlü ile Kuran'ın manâlandırılmasına çalışılmış, gelecekten haber verilmeye kalkışılmıştır. Nur Risaleleri mukaddes kitaplar arasına katılmak istenmiş, Nurculara mahsus dualar tanzim olunmuş, bu suretle Müslümanlar arasında dahi bir zümre meydana getirilmistir.
Bilinmeyen bir kaynaktan ihtarlar ve gaybden (gelecekten) haberler aldığını buna göre risalelerini düzenlediğini, kuşlarla konuştuğunu söylemesi nedeniyle risalelerin saçma ve değersiz olduğu, Kuranda kendisinden söz edildiğini söylemesinin ise sapkınlık olduğu iddia edilmiştir. Eleştirilere göre risalelerini "yazdım" dememekte onun yerine bir dinin kutsal kitabıymışçasına ve vahiyle gelmişçesine "yazdırıldı", "ihtar edildi", "kendi irademle yazmadım", "hakikatten haber aldım" vb. ifadeler kullanmaktadır.
Kıtmîr kelimesinin yorumu
Fâtır Sûresinde geçen kıtmîr kelimesini Mektubat risalesinde Ondokuzuncu Mektub'da (kelp:köpek) olarak tefsir etmesi bilgisizliğine örnek gösterilmiştir. Ayetteki kelimenin anlamı çekirdek üzerinde ince kabuk, çekirdek zarı yani benzetme olarak değersiz şey anlamındayken(Fâtır 13/35) Said-i Nursi tarafından (kelp:köpek) olarak tabir edilir. Kehf suresinde verilmeyen köpeğin ismi Said-i Nursi'ye göre Fâtır sûresinde verilmiştir. Yazar, Köpeğin isminin ve Ashab-ı Kehfin isimlerinin bilinmediğini, Kehf sûresinde Ashab-ı Kehfin (ve köpeklerinin) isimlerini, kaç kişi olduklarını tartışmanın Gayba taş atmak (Kehf (22/18) diye adlandırıldığını söylerlerken Kurandaki kıssaları anlayıp ibret almak yerine köpeğin ismi ashab-ı kehfin kaç kişi oldukları gibi Kuran tarafından eleştirilen konuları irdelemenin yanlışlığını vurgularlar. İslami kaynaklarda köpeğin ismi yoktur ve islam alimleri köpeğin ismi ile ilgilenmemişlerdir. Bu ve benzeri örneklerle Kuran'a batıni (açıkça söylenmeyen ve gizli olan) yorumlar getirmesi ve Kuran'ın gerçekten anlatmak istediği konuları görmezden gelmesi eleştirilir.
Cennete girecekler sözü
Aşağıdaki sözünün cennetin anahtarını dağıttığını beyan etmesi olarak yorumlandığı olur. Bu eleştirilerde, İslam dininin son peygamberi kabul edilen Muhammed'in bile sadece bir-iki sahabesine cennete girebileceklerini ifade etmiş olduğu vurgulanarak bu sözlerin İslam açısından uygunsuz olduğuna örnek gösterilmiştir.
Ebced ve Cifr hesabı
Risalelerinde ebced ve Cifr hesabıyla Kur'an ayetlerini hesap ettiğini bunun sonucunda kendi hayatıyla ilgili gizli mesajlar tespit ettiğini bildirmiştir. Kuran'daki ayetlerde bulduğu gizli anlamlar arasında risalelerin yazıma başlandığı yılın, kendi doğum tarihinin, şakirtleri ile birlikte hapse atıldığı tarihin, Birinci Cihan Harbinin başladığı senenin vb. bulunduğunu yazar.
Said-i Nursi'nin ebced ve cifr ile Kurana batınî yorumlar getirme gayretinde olduğu, Kuranı kendi düşüncelerini meşrulaştırma maksadına alet ettiği, bu arada ayetleri gerçek anlamlarından farklı yorumladığı iddia edilir.
Ebced ve cifr yönteminin İslam'da bulunup bulunmadığı ise tartışmalı bir konudur. Said-i Nursî'nin ebced ve cifr hesaplarını kaleme aldığı Risale-i Nurların tamamında bir yöntem olarak kullanmadığı görülmektedir. Sözler, Mektubat, Lemalar, Şualar, Mesnevi-i Nuriye, İşaretü'l-İcaz gibi eserlerinde bu yönteme hemen hemen hiç başvurmamaktadır.
Kaynakça ve notlar
- ^ a b (1964) Nurculuk Hakkında. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı.Milli Kütüphane 1965 AD 95 yer numarasıyla kayıtlı
- ^ a b c Çağatay, Neşet (1972). Türkiye'de Gerici Eylemler. Ankara: Ankara İlahiyat Fakültesi. "Eserlerinde kendisini peygamber taklitçisi görür. Kendisine gaipten sesler geldiğini, kuşlarla konuştuğunu söyler. Kur'an'da kendi yaşantısı ile ilgili haberler olduğunu söyleyecek derecede sapık fikirlidir. Birkaç eseri vardır ve bunlar ne dediğini bilmeyen akli dengesi bozuk bir kimsenin anlamsız söz boğuntuları gibi laflar ile doludur. Taraftarları bu acayip kitaplardan pasajlar alarak yenikitaplar çıkarmışlar ve risalelerin sayılarını 136'ya çıkarmışlardır. Bir araya getirilen risalelerin çoğundan Said Nursi'nin bile haberi yoktur ve taraftarları bunları parayla satarak çıkar sağlarlar."
- ^ a b Manaz, Abdullah. Dünyada ve Türkiye'de Siyasal İslamcılık. Ayraç. ISBN 9758087703. "Said, Kürt cemaatından, Şafii mezhepli, Nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk'ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır."
- ^ a b c d e f [http://www.islah.de/menhec/men00015.pdf Abdullah Tekhafızoğlu, Nur Risaleleri'ne Eleştirel Bir Yaklaşım (Risale-İ Nur'un İçyüzü)...alelusûl yirmi sene tahsili lâzım gelen ulûm ve fünunun zübde ve hülâsasını üç ayda tahsil ve ikmal etmiştir. Tarihçe-i Hayat, 34; Medrese usulünce onbeş sene ders almakla okunan kitapları Resâil-in-Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş. Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 78, Birinci Şua
- ^ a b c Yeni Mesaj Gazetesi , Muharrem Bayraktar, 10 Şubat 2006 Ülkeniz düşman tarafından istila edilmesine rağmen siz hala "Kur'an öğreneceğiz" diye gençleri askerden uzak tutacak fetvalar veriyorsanız, yazık size.
- ^ Barla Lahikası, Onaltıncı Lema-s637:
Hem harp belâsı ise, hizmet-i Kur'âniyemize mühim bir zarardır. Bizim en fedakâr ve en kıymettar kardeşlerimizin ekserisi kırk beşten aşağı olduğundan, harp vasıtasıyla vazife-i kudsiye-i Kur'âniyeyi bırakıp askere gitmeye mecbur olacaktılar. Benim param olsa, hüsn-ü rızamla, böyle kıymettar kardeşlerimin herbirisini askerlikten kurtarmak için, bedel-i nakdiye bin lira kadar da olsa verirdim. Böyle yüzer kıymettar kardeşlerimizin hizmet-i Kur'âniye-i Nuriyeyi bırakıp maddî cihad topuzuna el atmakta, yüz bin lira kendi zararımızı hissediyordum. Hattâ Zekâi'nin bu iki sene askerliği, belki bin lira kadar mânevî faydasını kaybettirdi.
- ^ Emirdağ Lâhikası 2 - Mektup No: 58 - s.1834
- ^ DGM, F.Gülen iddianamesi, Nurculuğun tarihsel gelişimi
- ^ Tarihçe-i Hayat - Denizli Hayatı - s.2182
- ^ Ayşe Hür, Radikal, 22 Şubat 2007, Mustafa Kemal ve muhalifleri (5)
- ^ Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis - i Cumhur'a ve üç makama gönderilen istida
- ^ İşaratül İcaz s.55:
Kur'an size bütün bütün dininizi terk etmeyi emretmiyor. Ancak itikatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniyye üzerine üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor.
- ^ Şuâlar, 534-535, Birinci Şua:
...benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz bir adam, Risale-i Nur'a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu'cize-i mâneviyyesi olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur'da öyle parçalar var ki; bazısı altı saatte, bazı iki saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var. Ben yemin ile te'min ediyorum ki: Eski Said'in (R.A.) kuvve-i hâfızası da beraber olmak şartıyle, o on dakika işi, on saatte fikrim ile yapamıyorum; o bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum, ve o bir günde altı saatlik risale olan "Otuzuncu Söz"ü ne ben ve ne de en müdakkik, dindar feylesoflar, altı günde o tahkikatı yapamazlar ve hâkezâ...
- ^ Siracü'n-Nûr, 250-251:
Madem ki Kur'an sana Said (sîn ile) demiş... Elbette sen saidsin hem ismin ve hem resmin Said'dir. Madem ki, Kur'an sana Said (sâd ile) demiş... Elbette hem için temiz ve tahir, hem de dışın.
- ^ Kastamonu Lâhikası, 29, Yirmiyedinci Mektubdan:
Birden bir ihtar-ı gaybî ile kat'î kanaat verecek bir surette kalbime geldi. Denildi ki: "Ciddî bir alâka ile senin eskidenberi tekrar ettiğin "Bir ışık var, bir nur göreceğiz" diye müjdelerin te'vili ve tefsiri ve tâbiri; sizin hakkınızda belki îman cihetiyle, Âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi Risale-i Nur'dur.
- ^ Tarihçe-i Hayat, 277, Kastamonu Hayatı:
işaret ve beşaret-i Kur'aniyede ifade eder ki: "Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler." diye müjde verirler.
- ^ Sikke-i Tasdik-i Gaybî - s.2074:
hesab-ı ebced ve cifir ile bin üç yüz elli dört (1354) eder ki, bu Arabî tarihte Risale-i Nur'un kırktan fazla şakirtlerini ve müellifini imha etmek olanı ile hapishaneye attıkları zamandır ve tevkif ettikleri tarihtir.
- ^ Yirmi sekiszinci lem'anın birinci meselesi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi:
(Ayette) "dehşetli bir harb i ahir zamandan korkma" demekle beraber cifir ve ebced hesabıyla bin üç yüz otuz bir (1331) veyahut bin üç yüz otuz üç (1333) ettiğinden ve umumi hitaptan hususi bize baktığı sair emarelerle göründüğü gibi o tarihte harb-i umumide en müthiş bir vaziyete giriftar olmuştum. ... Öyleyse, o umum içinde hususî bize işaret ediyor denilebilir.
- ^ Kastamonıu Lâhikası - Mektup No: 120 - s.1642:
Birincisi: Birinci Şua olan İşârât-ı Kur'âniye risalesinde, Risale-i Nur'a ve tercümanına da işaret eden beşinci âyet olan (En'am suresi ayet 122) gayet kuvvetli karinelerle nur kelime-i kudsiyesi cifir ve ebced hesabıyla ve üç cihet mânâsıyla Said Nursî'ye tevafuk etmesidir.